03 Temmuz 2009 Cuma

Olan Biten

-Bu şirkete girdiğimde oryantasyonumun Maliyet Muhasebesi ayağını gerçekleştiren, kibar mı kibar, davudi sesli, sabırlı, iyi niyetli, yakışıklı, 11-12 yaşlarında bir kız çocuğu babası ve 50 yaşındaki beyefendinin cenazesine gittim dün ikindi vakti. 24 saat önce hayatta olan bir adamı toprak altına koyduk.
-2. köprünün Avrupa-Anadolu geçişinde olan kazada kamyonun biçtiği aracın içinde, ön yolcu koltuğunda sıkışıp bağıran sarışın kadını gördüm az önce de. Sürücü ileride yerde yatıyordu, kolu budu sarılı. 100 metre ilerde çekicinin üstünde bir hurda daha vardı.
-O gidiyor, gurbetçi olacakmış. Yurtdışına gitmeyi isteyen ben, ülkesinde yaşamayı istediğini söyleyen o iken bu durum hem üzücü hem de üzücü.

Konsept monsept benim neyime. Şöyle rahat rahat, yaya yaya yaşadığım bir hayatım mı var ki blogda hareket olayına girmeye çalışıyorum?

02 Temmuz 2009 Perşembe

Haftada 1

Hani 23 Nisan'da el kadar bebeler, at kadar sakallı danalar çıkıp Milli Eğitim Müdürü'nün, Sağlık Bakanı'nın, Boşbakan'ın koltuğunu oturuyorlar da 1 günlüğüne o oluyorlar ya masusçuktan... Hah işte, canı sıkılan ve dağlar kadar işi olduğu halde yapmak istemeyen Alice bu klişeden esinlenerek birşey uydurdu. Bundan kelli haftada 1 gün "birşey bloğu"ymuşçuluk oynayacağım. Maksat "Allam naadar çok yönlü bir insanım, herkesin yaptığını yapabiliyorum"culuk değil, insanın bilgisi pek olmayan konuda fikri olursa ne çıkar ortaya, onu görüp kendi kendime eğlenmek.
Mesela yarın, hmmm bir sinema bloğu olabilirim. Gerçi zaten öyle bir bloğum da var, kolaydan başlıyorum ama olur o kadar ;)
Ama bugün serbest kürsüden sallamaya devam. Yarına enerci topluyorum.

Cuğara

Bugünden itibaren geçerli olacak zamla kısa Marlboro olmuş 5,5 TL. Ben birkaç ay önce sigarayı bıraktığımda 4,80 TL idi.
Yakında kapalı alanlarda sigara içme yasağı da geliyor zaten, İngilizler gibi bar önüne çıkıp soğukta tir tir titreyerek iki nefes çekmeye çalışmak hiç çekici değil. Sanırım sigarayı bırakmanın zamanı geldi herkes için. Hem cüzdana, hem terli terli dışarı çıkılıp üşütülen böğre, hem de ciğerlere dokunacak.
Zorla temiz toplum yaratıyorsunuz ya!

Şehrin içine etmek

Bu sabah saat 07:42'de servisle Mecidiyeköy'den geçerken ortadaki metal panellerin arasına kavruk bir adamın girdiğini, köşeye geçip kimse kendisini görmüyor sandığında pantalonunu indirip oturup ŞEHRİN GÖBEĞİNE SIÇTIĞINI görmemiş olmak isterdim.
İstanbul'a vizeyle girme fikri o kadar da abes değil galiba.

01 Temmuz 2009 Çarşamba

Denizyıldızı

Miniğe bakılacağı, koşturup oynayarak, sevilip okşanarak büyüyebileceği bir yuva bulundu.
Tanrı Lori'den ve ailesinden razı olsun.
Çirkin kedilere de yaşam şansı veren insanların taa dünyanın öbür ucundan yardıma koşması, biz İstanbul'da oturup bebeği sahiplenemeyen onca insanı biraz utandırır mı ki?

Minik Denizyıldızlarının göbüşü de pek tatlı olurmuş.

Tatu

Dövmem geldi!
Derin derin nefes alıp sonbaharı beklemem gerektiğine kendimi inandırmalıyım. Henüz perfect kanatlı perfect peri ile de karşılaşamadık zaten!
Ama yeri hazır ;)

Suu

29 Haziran 2009 Pazartesi

Forever Homesick

Doğduğum, büyüdüğüm, 20'li yaşlarımın ilk birkaç yılının geçtiği ve şimdi yaşadığım şehirler hep farklı. İstanbul'da yaşadığım 9 yıl içinde 4.evimdeyim ve 5.sini arıyorum.
Kendimi yersiz yurtsuz hissetmem doğal galiba.
Anası, dadısı, anaokulu, lisesi, çocukken gittiği park, ilk öpüştüğü köşe, ne bileyim ilk sigarasını içtiği kuytu aynı yerde olan insanları çok kıskanıyorum.

Tembellik yadsınamaz bir yönümdür

Bir akşam daha Ebru ile Pilates DVD'si ile bakışıp durduk.
Wrestler izlerken bacağımı kaldırıp indirdim ama, sayılır mı ki :p

28 Haziran 2009 Pazar

O oo ooo oo o

Bildiğin obsesif bir insan olduğumu farkettim.
Kaldırım taşlarının çizgilerine basmadan yürümeye çalışmak değil benimki, o da vardı küçükken ama geçti. Benim takıntım daha zararlı;
O.

27 Haziran 2009 Cumartesi

Külah sütyen ve pantolon üstü külot

Michael Jackson'ın öldüğünü duyduğum ilk anda dudaklarımdan dökülen "Madonna çok üzülmüştür" cümlesi çocukluğumun kısa bir özeti olabilir.

Kamil Koç

Elektriği, dolayısıyla asansörleri, klimaları, lambaları ve ups'e bağlı olan bilgisayarlar dışındaki prizleri; telefon hattı, dolayısıyla interneti, maili ve telefonları çalışmayan bir ofise yazıhane demek çok da acımasızlık değildir, di mi?
İnsan haftaiçi haftaiçi 3 gün ofise gidip çalışmadan dönünce bir hoş oluyor :)

23 Haziran 2009 Salı

Placebo Konseri konusunda hevesin kursakta kalmasına iyimser bir bakış

İşten koşa koşa gel, duşunu al, üzerini giy, tam saçları kurutacakken bir telefon:
Konser, ekipmanlar sınır kapısına takıldığından yarına ertelenmiş.
Buna da şükür. Gidip mal mal kapıda dikilmek de olabilirdi bu akşamki etkinlik.

Yuvasız Kuşlar Gibin

Bu miniğe bir yuva bulamayan blogger alemine Püü diyorum.